Kayıtlar

Hangi servis “gerekli”?

3G arifesinde sosyal medyada ve çevremde “3G’nin çok gerekli bir hizmet olmadığı”na dair bir görüşün yaygın olduğunu fark ettim. Sanırım genellikle bu yanı öne çıkarıldığı için, 3G’nin “görüntülü görüşme” olarak algılanmasından kaynaklanıyor bu durum... Operatörlerin servisi agresif şekilde pazarlama tercihi, kısmen mesaj kirliliğine yol açtı. Teknolojiye yatkın bir kitle tarafından bile takdir edilmemesini başka türlü açıklamak mümkün değil. Oysa tek başına hızlı mobil internet, pek çok katma değerli hizmetten bölgesel eşitsizlikleri azaltmaya, sektörde dengeleri değiştirebilecek müşteri kayıplarına kadar ciddi gelişmelerin habercisi. Küçümsenebilecek bir gelişme olduğunu kimse söyleyemez. Somut sonuçlarını yakında görmeye başlayacağız. Daha önce de yazmıştım. Telekomünikasyon sektöründe bazı servisler çok net ihtiyaçlardan doğarken, diğerleri kısıtlı bir kitleye, marjinal bir fayda sunuyor. Hızlı mobil internet ve görüntülü görüşme, 3G teknolojisinin iki temel özelliği. Ve biri daha ...

Dönen silindirdeki kobaylar gibiyiz.

Telekomünikasyon teknolojileri insanlığa kolaylık sağlarken, bir taraftan da beklentileri arttırıyor. Artık daha kısa sürede daha fazla iş yapabiliyoruz, her an her yerden ulaşılabiliyoruz. Bir şirketin farklı ülkelerdeki ofisleri birarada çalışabiliyor. Mekandan bağımsız olarak yapılabilecek işler neredeyse sınırsız. Bu gelişmelerin maliyeti yüksek. Mesai kavramı pek çok insan için geçersizleşti. Teknolojinin sunduğu kolaylık, mesai saatleri dışında çalışmanın mazereti olarak kullanılır hale geldi. Her yerden ulaşılabilme durumu, benzer şekilde tatilde bile çalışma beklentisi oluşturabiliyor. Kameralar, telefonlar kişisel özgürlükleri kısıtlayıcı özellikler getiriyor. Daha fazla olanağımız olduğu halde hala zaman darlığından şikayet ediyoruz, “eskiden bu işleri nasıl yetiştirirdik?” diye şaşırırken, hala yetiştiremediğimizin farkına varmıyoruz. Bu durumun somut sonucu, birim zamanda ürettiğimiz çıktı artarken, bu çıktının değerinin aynı oranda düşmesi. Yani daha fazla sıkılarak, daha...

Yeni iletişim kanalları

Şirketlerin tüketiciyle iletişim kurmak için kullandıkları kanallar gün geçtikçe artıyor. İnternet bu çeşitliliği öylesine arttırdı ki, şirketler “nerelerde bulunmalıyız?” sorusunun yanıtını doğru verebilmek için bile özel bir iletişim birimine ihtiyaç duyuyor. Friendfeed, Twitter, Facebook gibi araçları keşfeden şirketler çeşitli avantajlar sağlıyor. Nicelik olarak olmasa da, bu kitlenin niteliği, şirketlerin bu kanallar için harcadığı bütçe ve mesaiyi meşru kılıyor. Bu platformlarda duyurulan indirimler, kampanyalar kısıtlı da olsa bir kitlenin büyük ilgisiyle karşılanıyor. Yurt dışında özellikle politik blogculara verilen önem biliniyor. Politikacılar, en az basın kadar etkin olan bazı blogcuları asla göz ardı etmiyorlar. Türkiye’de benzer bir etkinliğe sahip bir blog olmamasına ve hitap ettikleri insan sayısı en fazla 1000’ler mertebesinde olmasına rağmen şirketlerin ilgisini çekiyor. Blogcular şirketler tarafından dikkate alınmanın verdiği memnuniyetle, bu toplantılara katılıp şi...

Sorunlu borç tahsilatları

Kriz döneminde bankalar ve telekomünikasyon şirketleri, tahsilatlarında sorun yaşamaya başladı. Beşiktaş’taki bir noterde gördüğüm, insan boyuna ulaşan yükseklikteki “ihtar mektubu” yığını, benim için bunun en somut göstergesi oldu. Olağan alacak takibi yoğunluğunun artması beklenebilir bir durum, ancak bir de alacakların fırsata çevrildiğinden endişe etmeme yol açacak bir deneyim yaşadım. Çok eskiden aldığım ve çok az kullandığım bir hattı yaklaşık bir yıl önce kapattırmıştım. Kapatma sırasında çok düşük miktarda bir borcum kalmış. Bundan haberim olmadığı için hattın kapanması sonrasında herhangi bir takip yapmadım. Ancak geçtiğimiz günlerde beni güncel cep telefonu numaramdan arayan şirket avukatı, borcun icra aşamasına geldiğini belirtti. Borç, avukatlık masrafıyla birlikte dört katına çıkmıştı. Süreç bu noktaya gelmeden önce beni neden aramadıkları yönündeki soruma yanıt vermeyen avukat, belli ki bu durumdan hoşnuttu. Ben de sorunlu abone kabul edildiğim ve artık müşterilerinden bi...

Rekabet güzeldir, “gerçek rekabet” daha güzeldir.

Bu sayıda üç yazıma atıfta bulunacağım. Kasım 2006’da Forbes’da yayımlanan yazımda “GSM’de asıl rekabet numara taşınabilirliğiyle başlayacak” demiştim ( http://getir.net/ds9 ). Aralık 2008’de, numara taşıma faaliyete geçtiği halde, ilk rakamlar lehine göründüğü için etkin pazar gücüne sahip operatörün şebeke dışı görüşme ücretlerini indirmemesini “GSM’de rekabet nasıl kurtulur?” başlıklı yazımda ele almış ve yazıyı şöyle bitirmiştim: “Özellikle hakim pozisyonu nedeniyle şebeke dışı arama ücretlerini yüksek tutmak, galip olan futbol takımının maçın sonuna kadar top çevirmesine benziyor. Kural dışı olmamakla birlikte maçı zevksizleştiriyor ve seyircilerden ıslık alıyor. ( http://getir.net/dsa )“ Üçüncüsü ise Ocak 2009 tarihli ve başlığı “Kriz, iletişim alışkanlıklarını etkiliyor mu?”. Konuyla ilgili olan satırlar şöyleydi: “Özellikle bireysel telefon görüşmelerinde bir “bileşik kaplar ilkesi”nin geçerli olduğunu düşünüyorum. İnsanımız “çaldırıp kapatma” yöntemiyle haberleşmeyi zaten k...

E-tohum'da yatırım yapılabilecek ilk 15 internet girişimcisi açıklanıyor

E-tohum'la ilgili bir röportaja dergimizin Aralık sayısında yer vermiştik. Etkinliğin halka açık ilk etkinliği, 31 Ocak günü haftasonu etohum toplantısında gerçekleşecek. İlk aşamada seçilen 15 internet girişimcisi de açıklanacak. Tarih: 31 Ocak 2009 Cumartesi Yer: İTÜ İşletme Fakültesi, Maçka Zaman: 11:00 - 17:00 Etkinliğe konuyla ilgilenen herkes davetli... Kayıt olmak ve etkinliği ilgilenenlere duyurmak için tıklayın

Kriz iletişim alışkanlıklarını etkiliyor mu?

Telekomünikasyon, tüketicilere günlük hayata dair zorunlu ihtiyaçları kadar, kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan iletişim olanaklarını da sunuyor. Kriz durumunda ikincisinden tasarruf edilebilse de, zorunlu kullanımın azalmadığını düşünüyorum. Telekom firmalarının 2009’un ilk ya da ikinci çeyreğinde açıklayacağı cirolarda küçük de olsa bir etki hissedilebilir. Ancak etkinin küçük olmasının sebebi, zorunlu kullanımın, tüm harcamaların çok büyük bir oranını oluşturması. Özellikle bireysel telefon görüşmelerinde bir “bileşik kaplar ilkesi”nin geçerli olduğunu düşünüyorum. İnsanımız “çaldırıp kapatma” yöntemiyle haberleşmeyi zaten kullanıyordu. Ama zorunlu görüşmelerde, aramaları finansal olarak daha güçlü olan tarafın yapması, dolayısıyla toplam harcamanın aynı kalması öngörülebilir. Kurumsalda ise satış motivasyonu arttığı için harcamaların artacağı tahmin edilebilir. Telekom şirketlerinin bireysel/kurumsal müşteri oranı, bu yüzden kayıp-kazanç hesabında etkin olacak gibi görünüyor...

GSM’de rekabet nasıl kurtulur?

Elimde, numara taşınabilirliği uygulamasının başlaması sonrasında 23 Kasım’a kadar hangi operatörden hangisine kaç kişinin geçtiğini gösteren rakamlar var. Rakamlar günlük olarak değiştiğinden, aylık bir yayında bunlara yer vermek anlamlı değil, hatta yanıltıcı olabilir. Ancak genel olarak tablo, uygulamanın etkin pazar gücüne sahip operatöre yaradığını gösteriyor. Bu durum oldukça sıradışı olmakla birlikte, bence tüm sektör temsilcilerini, tüketicilerin tercih sebeplerini değerlendirmeye yönlendirmeli. Numara taşınabilirliği, bence artık operatörler arasındaki belirgin pazar payı farkının araştırılmasına vesile olmalı. Operatörler, ülkemizde eksikliği görülen araştırma projelerini kendi alanlarında pekala fonlayabilirler. Fiyat, yaygınlık ve hizmet kalitesi, tercihleri belirleyen en temel üç parametre olsa gerek. Geniş kitleler için en temel kriterin fiyat olduğu açık. Ancak diğer ikisini de bu kriterden çok ayrı tutmak mümkün değil. Çünkü her üç operatörün de en tercih edilen avanta...

Altın sim kart ödülleri başlıyor!

Resim
GSM sektöründe eksikliği duyulan, Tele.com.tr'nin de basın sponsorlarından biri olduğu yeni bir organizasyon başlıyor. Yarışmada şu ana kategoriler bulunuyor: Cep Telefonu Ödülleri Operatör Ödülleri Mobil Teknoloji Ödülleri Oy kullananlara da çeşitli ödüllerin verileceği yarışmada sonuçlar Cebit Eurasia Fuarı'nda açıklanacak. Ayrıntılı bilgi http://www.altinsimkart.com adresinde edinilebilir.

Daha iyisini yapmadıkça bir şeyi eleştirmek yasaklansa

Başlıktaki makul bir talep gibi görünmüyor, değil mi? Herkes her şeyi eleştirme hakkına sahiptir çünkü... Evet öyledir, ama çok büyük bir şanssızlık eseri bizim insanımızda şu dört olumsuzluk bir arada toplanmış: 1- Hepimiz her konuda bilgi ve görüş sahibiyiz, 2- Kendimizi başkasının yerine koymayı başaramıyoruz, 3- Makul olmak önceliklerimiz arasında değil, 4- Eleştiriden tek anladığımız, yermek... Yapıcı eleştiri yapamıyoruz. Hemen şu notu düşmeliyim, eleştiriye karşı değilim... Ama bir şeyler üretme niyeti taşıyan insanlar adına bir sıkıntım var ve en azından bunu dile getirme hakkım olduğunu düşünüyorum. Benim enerji emici olarak adlandırdığım üretmeyen insanların sayısı, üretenlerinkine göre ezici bir çoğunluk arz ediyor. Ve Facebook arkadaşlarımdan bile görülebileceği üzere, benim çevremdeki insanların çoğu üretenlerden oluşuyor. Enerji emicilerden hem özel hayatımda, hem de iş hayatımda uzak durmaya çalışıyorum. Enerji emiciler, iş yapacak enerjiye sahip olmadıklarından olsa ger...

"İnsan faktörü"

Büyük bir hizmet sektörü firmasının yöneticisi olsam, kalite kontrolü için mutlaka "secret shopper"ları kullanırdım. Gıdadan turizme, perakendeden sağlığa kadar her alanda, müşteriyle muhatap olan piramidin en altındaki personeliniz kadar kalitelisiniz. Burger King'lerde yalnızca kasiyerlerin görebileceği şekilde "dikkat, gizli müşteri olabilir!" uyarısı var. Bu gizli müşteriler, firma tarafından kiralanan, sözde bir alışveriş seansı sırasında firma çalışanlarının kalite politikasına uyup uymadığını denetleyen kişiler. Kalite sistemindeki hataları fark edip düzeltmenin en iyi yolu bu bence. Ben de bir "secret shopper" sertifikası alıp gizli müşteri olarak bir görevi tamamlamıştım, mağaza benim testimden geçer not almıştı. :)

Erkekler öpüşmesin, tokalaşsın!

Konuya "hem erkek egemen bir toplum olarak homoseksüelliği sapkınlıkla eşdeğer görüyoruz, hem de..." diye girmeyeceğim. Mesajım net: "Erkekler öpüşmesiiiin! Tokalaşsınlar!" Hiç güzel bir görüntü olmadığı gibi, bugüne kadarki deneyimlerimin hepsinde kendimi hiç iyi hissetmediğimi söyleyebilirim. (Evet öyle, üzgünüm çocuklar) Tokalaşmak hem daha medeni, hem karşınızdaki kişi hakkında bir izlenim almak için daha fazla veri sunuyor. Elinizi sıkı mı tuttu, gevşek mi... Sizden önce bırakmaya çalıştı mı, dengeyi gözetti mi... Bunlar önemli şeyler Bazen öpüşme girişimlerini karşılıksız bırakmak istiyorum, ama karşı tarafın yaşadığı bocalamayı görünce kendimi kötü hissediyorum. Karşı taraf da muhtemelen sırf öpme talebine yanıt vermediğim için beni "burnu havada" buluyordur. Bu notla birlikte, tüm networkümün bu konudaki yaklaşımımı öğrendiğini varsayıyor, ve bugün itibariyle bana öpücükle gelecek erkeklerin dudağını havada bırakacağımı dünya aleme ilan ediyorum.

Burger King ve Starbucks'a kanmayın!

Burger King'de "hamburgerinize peynir ister misiniz?", Starbucks'ta "kahvenize çikolata veya karamel sos ister misiniz?" sorularına evet demenin bir bedeli olduğunu çoğumuz biliriz. Ama Starbucks'ta dört bardak boyu olduğunu, bunlardan en küçüğünün "small" ya da "küçük" istediğinizde verilen "tall" boy değil, yalnızca "short" istediğinizde gelen bardak olduğunu biliyor muydunuz? Starbucks bunu bilmeyenler sayesinde cirosunu yaklaşık %20 arttırıyor olsa gerek. Yine Burger King (Tab Gıda) "büyük seçim" istediğinizde en büyük boy olan "dublex seçim"i vermeyi bir şirket politikası haline getirmiş durumda. İkisi arasındaki fark 50 Ykr, ve istemediği halde neredeyse bir litrelik kola ile kocaman bir patates tüketmek zorunda kalanlardan yılda milyon dolar mertebesinde ekstra kazanç elde ediyorlar. Amerikalılar gibi saf (ve aynı sebeple obez) olmayalım, uyanalım, uyandıralım.

Bloglara ciddi bir alternatif: Facebook notları

Kaç Facebook arkadaşınız var? 100'ün üstündeyse bu yazıyı okuyun... Söyleyecek şeyi olan pek çok kişi blog yazıyor. Ancak yazılan blog sayısı blog okuru sayısından neredeyse daha fazla olunca, yazılanların değeri azalıyor, gerçekten değerli bloglara ulaşmak zorlaşıyor. Bir blog'u düzenli olarak takip etmek ciddi bir ilgi ve enerji gerektiriyor. Oysa Facebook notları öyle değil... Yazıp gönderiyorsunuz, ilk paragrafı yeterince ilginçse, listenizdeki herkese okutmanız işten bile değil... Blog'unuza bir gelen bir daha gelmeyebilir. Ama insanlar Facebook'a zaten geliyor, ve hiç akıllarında yokken onlara bu notu okutmanız mümkün. Yalnızca reklam ve üye bilgileri konusunda değil, bu tür bir paylaşımda da sahip olduğu değer eşsiz Facebook'un... Pek çok insan bunu keşfetti ve blog'larındaki her metni Facebook'a aktarmaya başladı bile...

Blograzzi, Technorati’nin stratejik iş ortağı oldu

Resim
Dünyanın en büyük blog dizini Technorati ile Türkiye’nin en büyük blog dizini Blograzzi arasında gerçekleştirilen stratejik iş ortaklığı anlaşmasının ilk adımı olarak Blograzzi, Technorati’nin uygulama geliştirme arayüzüne özel erişim hakkına sahip olmuştur. Blograzzi Kurucu Ortağı Arda Kutsal’ın konuyla ilgili yapmış olduğu açıklama şu şekildedir: “Technorati ile gerçekleştirmiş olduğumuz anlaşma şirketin Türkiye pazarına verdiği önemi ve bir stratejik iş ortağı olarak Blograzzi’ye olan bakış açısını yansıtmaktadır. Türk blog küresinde Blograzzi’nin sahip olduğu istatistiki veritabanı ve pazar payı ile Technorati’nin global gücünün birleşimi, henüz ilk adımını attığımız bu işbirliğinin ilerleyen dönemlerde oluşturacağı sinerji açısından büyük önem teşkil etmektedir. Technorati’nin Blograzzi’ye olan güveninden dolayı çok memnun ve gelecek planlarımız açısından da heyecanlıyız.” Gerçekleştirilmiş olan stratejik iş ortaklığı ile ilgili Technorati Pazarlama Müdürü Aaron Krane’in yaptığı a...

Web seminerleri başlıyor

Botego 'yu yaratan Yapayzeki Yazılım Organizasyon Ltd. Şti. tarafından düzenlenen web seminerleri başlıyor! İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri Konferans Salonu'nda, her ayın ilk cumartesisinde gerçekleşecek seminerler ücretsiz ve herkesin katılımına açık. Seminerlerin bant çözümü her ay Tele.com.tr Dergisi’nde, özet görüntüleri ise Gomedia.tv’deki “Web Seminerleri” kanalında! Ayrıntılı bilgi için: Web seminerleri

Telekomünikasyon Kurumu'nun basınla ilişkileri

Telekomünikasyon Kurumu, ülkenin iletişim altyapısıyla ilgili kural ve düzenlemelerden sorumlu. Kurumun kendisi ise iletişim konusunda sınıfta kalıyor. Basınla ilişkileri, kendisine talimat verildiğinde, kendisine verilen bülteni göndermekten ibaret sanan Basın Müşaviri, kurumun imajını zedelediğinin farkında değil, ya da bunu umursamıyor. İşin kötüsü, kurum yöneticileri de bu durumdan habersiz... Gazetecilere eşit davranmayan, haberin zamanlamasının öneminin farkında olmayan, ihmalkar davranan bu kişi bir kamu görevi yürüttüğünün farkında olmasa gerek ki, şimdi işi gazetecilerin yüzüne telefon kapamaya kadar vardırmış. Maaşı bizim ödediğimiz vergilerden karşılanan bir memurdan hesap sorma geleneğinin artık yerleşmesi gerekiyor. Telekomünikasyon Kurumu bu kişiye, oturduğu koltuğun kendi malı olmadığını hatırlatmakta çok gecikti.

Webrazzi ve Blograzzi

Keşke bunu daha önce yazsaydım... Arda Kutsal , geç tanıştığım ama Türkiye'de büyük bir boşluğu dolduran bir adam. Webrazzi , Türkiye'de İnternet adına yapılan tüm önemli girişimleri takip eden ve doyurucu değerlendirmelerde bulunan çok nitelikli bir site. Arda bir süre önce bir de Blograzzi 'yi açtı. Özellikle Webrazzi'yi her gün takip ediyorum. Hala haberdar değilseniz, mutlaka bir göz atın.

"İşini ciddiye almak"

Başlıktaki durum, insanımızın (ve ekonomimizin) en ciddi problemlerinden biri bence... Durumundan hoşnutsuz insanlar, işlerini hoşnutsuzca yapıyor ve iyi yapma duyarlılığı taşımıyorlar. Bir arkadaşıma, E-store.com.tr'den bir hediye aldım ve teslimat adresi olarak arkadaşımın adresini girdim. Fatura adresi ve teslimat adresini ayırabilme olanağı sunmuşlar, fakat bunun sonradan farkına vardım. Fatura adresi olarak da alıcının adresini girmiş bulundum. Faturanın, hediyeyi gönderdiğim kişiye gitmemesi için, daha siparişe ilişkin e-posta gelir gelmez (60 saniye içinde) müşteri hizmetlerini aradım. Durumu anlattım ve ürünün bir hediye olduğunu, faturanın benim adresime gelmesi gerektiğini bildirdim. Adresi aldılar, değişikliği yapacaklarını söylediler. Nasıl bir süreç işliyor bilmiyorum ama, gerekeni yaptığım için, bu konuyu gündemimden çıkardım. Ürün sanırım 4 gün sonra kargoya verildi. Teslim edilmesinden günler sonra, faturanın bana ulaşmadığını fark ettim ve hediyeyi aldığım arkadaş...

İki basın toplantısı

Türk Telekom’un yeni tarifelerini açıkladığı ve “savunduğu” basın toplantısı ilginçti… Ekonomi muhabirliğinde uzmanlaşmanın ne kadar gerekli olduğunu gösteren bir toplantı oldu. En büyük gazetelerimizin muhabirleri bile saniye bazlı-dakika bazlı faturalandırma gibi terimlerden, önceki tarifelere Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararının anlamından habersizdi. Ertesi gün gazetelerde, “Önceki tarifelerinizin enflasyonu etkilediği söylenmişti, bu tarifeleriniz de etkiler mi?” gibi anlamsız soruların ardından yapılan haberlere rastladık. Gazetecilerin başarısızlığına rağmen, onlara işini öğretme çabası da rahatsız ediciydi. Toplantıdan önce bazı gazetecilere “Basın açıklaması” başlığı altında gönderilen ve Türk Telekom’a sorulması istenen sorular tüm gazetecilerin tepkisini çekmişti. Toplantı sırasında Genel Müdür Paul Doany’nin gergin olduğu izlenimine kapıldım, soruları yanıtlarken genelde asık yüzlüydü. Kendisine aylar önce sorduğum “Türkiye’de iş yapıyor olmaktan dolayı bezginli...