Kayıtlar

Bugün ne yiyelim?

Resim
En çok tutulan web siteleri genellikle en büyük boşluğu dolduranlar oluyor. 7 yıllık iş hayatımın tamamını ofiste geçirmiş ve neredeyse hiç yemekhanede yememiş biri olarak en büyük dertlerimden biri, her öğlen sorduğum "bugün ne yiyelim?" sorusu... Hızlı metropol hayatında bizim yerimize iş yapan hizmet şirketlerinin çok kazanacağını düşünüyorum. Henüz pek karşımıza çıkmıyor. Bizim yerimize işlerimizi takip eden, (otomatik ödeme talimatı ve İnternet bankacılığı sayesinde pek gerek kalmasa da) faturalarımızı ödeyen, çocuğumuzu okula götüren şirketler mutlaka kurulacak. Bizim dün gece başlattığımız bir İnternet sitesi, ilk paragraftaki sorunu yaşayan ofis çalışanlarının yerine düşünüyor . (Zaman zaman Amerikalılaşmaya vurgu yapıyorum, alın bir örnek daha!) Site şimdilik altı alt sayfadan ibaret ve hafta içi her gece güncellenerek bir sonraki güne hazırlanacak. Amaç onlarca mutfağın yüzlerce yemek türü arasından seçmek yerine, o günkü ruh halinize uygun olarak sadece altı katego...

BAŞARI"lı" ELEKTRONİK

Türkiye'nin henüz gelişmekte olan bir ülke olmasından kaynaklı çok büyük eksiklerinden birisi de firmaların müşteri ilişkilerine yeterince önem vermemesi ya da sadece müşterilerine değer veriyormuş gibi görünmeleri. Ülkemizde, pazarlanan ürün ne olursa olsun temel yaklaşım malı satana kadar müşteriye her türlü iyi yaklaşımda bulunmak ancak malı sattıktan sonra destek vermekte maalesef o ısrarcılığı sürdürmemek. Ama yine de bunu kabul etmeyip sanki çok işe yararmış gibi çağrı merkezleri, müşteri ilişkileri ofisleri/büroları kurup sözde destek vermek. Bu yönde herhangi bir örnek vermek istemiyorum çünkü çok kısa düşündüğünüz zaman kendinizin de bu ihmalden mağdur olduğunuzu bulacaksınızdır. Bu fikrim oldukça sabitti aslında. Taa ki çok başarılı ve beni hayrete düşüren bir uygulamaya rastlayana kadar. Bahsetmek istediğim olayda adı geçen şirketin ismini sevinerek vermek istiyorum: Başarı Elektronik; gerçekten başarılı bir satış sonrası destek servisi verdikleri için. Şu anda hala da k...

İki okur mektubu

Resim
Bugün iki okur mektubu aldım. Biri şöyle: "Sitenizi her zaman olmasa da ara sıra ziyaret ediyorum. Fakat bugün gezerken gördüğüm link beni şok etti... Sizin gibi ciddi bir Bilişim Medya kuruluşuna yakıştırmam imkansız sanırım... Sitenizde; Türkiye'nin ilk şirket blog'u: http://blog.tele.com.tr linkine tıklandığında sağ üsteki köşede bulunan "next blog"a tıkladım... Ama tıklamamla çıkmam bir oldu... Pornografi resimler gördüm ??? Sonra denediğimde ise gelmedi aynı yer.. Bir anlam veremedim. Lütfen biraz DİKKAT ?" Bizden bir sonraki blog'da ne yayınlandığı konusunda bilgimiz ve söz hakkımız olmadığı için şu uyarıyı yapmamız gerektiğini anladım: "Sitemizdeki herhangi bir linke tıklayarak ulaştığınız sitelerin, ve o sitelerde tıkladığınız linklerle ulaşacağınız diğer sitelerin (Yani matematiksel ifadeyle İnternet'te bizim sitemiz dışındaki tüm siteler kümesi) sorumluluğu bize ait değildir. Diğer bir okur mektubu şöyle: İnternetten bulduğum güzel b...

İlk kişisel "denizaltım"

Resim
Akıllıca tasarlanmış herhangi bir ürünü bana satmak çok kolay... Bu ürünün hayatımdaki herhangi bir "boşluğu" doldurma özelliğine sahip olması gerekmiyor. Beni heyecanlandırması yeterli. Balayında eşimle bir alışveriş merkezini dolaşırken pervaneli bir alet gördüm. Bu konuda algılarım o kadar açık ki, ne işe yaradığını anlamam bir saniye bile almadı. Bu tür şeyler arada bir oluyor ve "Evet işte bu! Bu mutlaka üretilmeliydi!" deyip daha önce üzerinde hiç düşünmediğim bir ürünün somut halini karşımda görünce çok heyecanlanıyorum. Genellikle de bu süreç onu satın almamla sonuçlanıyor. Aletin adı Seadoo . Yaptığı işe göre oldukça yüksek bir fiyatı vardı. Ama haksız bulmuyorum, çünkü zaten bir ihtiyaç değil, eğlencesine düşkün birinin alabileceği lüks sayılabilecek bir ürün bu. O gün eşimi bunu satın almak konusunda ikna edemedim. (Balayında, yani sözümü en çok dinletebileceğim dönemde!) Eşim Seadoo'nun "çok gereksiz" olduğunu dile getiriyordu. Ben ise bunu...

Cep telefonları istediğim noktaya geliyor!

Resim
Bir teknoloji "bağımlısı" olarak bugüne kadar cep telefonlarına eklenen özelliklerin çoğunu heyecan verici bulmadım. Dijital kameralar telefonlara ilk eklendiğinden beri ulaşılan fotoğraf kalitesinin yetersiz olduğunu düşünüyordum. Geçtiğimiz haftaya kadar! Ben bugüne kadar denediklerim arasında en başarılı bulduğum bir Palm Treo 600 kullanıyorum. Palm'in bilinen avuçiçi bilgisayar özelliklerinin yanında Q klavye, sık mesaj yazan biri olarak beni çok mutlu ediyor. Ama kamerasından hiç hoşnut değilim. Sony Ericsson'un geçtiğimiz hafta düzenlediği basın toplantısında basın mensuplarına test için verilen Sony Ericsson'un K 750 modeli, "cep telefonunda kaliteli dijital kamera" sorununu çözmüş görünüyor. Bu heyecan verici cihazla ilgili görüşlerime derginin Temmuz sayısında başlayacağımız test köşesinde yer vereceğim. Şimdilik sizinle telefonun "panoramik resim çekme" özelliğini kullanarak çektiğim 180 derecelik resimleri paylaşmak istedim. Merak ...

Reklamverenlerimize iki olanak daha

Resim
Dergimizin tüm sayfalarına web sitemizde JPEG formatında yer verdiğimize önceki bir yazımda değinmiştim. Bunu derginin ticari başarısını etkilemesi pahasına, etkinliğini arttırmak için yaptığımızı söylemiştim. Gerçekten de fiziksel kısıtlamalar derginin ulaşmasını istediğimiz her noktaya (mesela yurt dışına) gitmesini engelleyebiliyor. Bu yüzden bu uygulamanın gerekli olduğunu düşünüyoruz. Nitekim, derginin siteye konmasından yalnızca 12 saat sonra çevrilen sayfa sayısının 1400'ü geçmesi de bu konudaki beklentileri karşıladığımızı gösteriyor. Bu sayıdan itibaren web sitemizde solda görüldüğü gibi bir de reklamverenler dizini sunmaya başladık. Böylece artık dergimizdeki reklamlara ulaşmak için ziyaretçilerimizin web sitemizde sayfa çevirmesine bile gerek yok! Ayrıca sürekli reklamverenlerimizin banner'larına web sitemizde ücretsiz yer vermeye başlıyoruz. Derginin 12. sayısı, sayfalarını çevirmenizi, reklam sorumlumuz Gül ise reklam başvurularınızı bekliyor! ( Bu yazı haksız sa...

Blog: Herkes kendi köşesinin yazarı

Köşe yazarı olmak, rahat bir iş olarak gelirdi hep bana. Dışarıdan bakınca ‘Ohh! Adamlar her gün yazı yazıyor, kedisinden köpeğinden bahsediyor, bir sürü de para kazanıyorlar. Ne var ben de yaparım!’ diye düşünürdüm. Bir yıl boyunca ülkenin tanınmış bir köşe yazarının asistanlığını yapınca durumun hiç de zannedildiği kadar kolay olmadığını anladım. Yoğun bir çalışma temposu, sürekli koşuşturma, gündemi takip etme ve sürekli bilgi hazinene yenilerini ekleme gibi işin çok zor ve görülmeyen yanları var. Bunu görünce köşe yazarlığı için daha kırk fırın ekmek yemem gerektiğini anladım. (Gerçi hala boş şeyler yazarak tonla para kazananlar var. Onlar da bu işe biraz kafa yorsalar iyi olur.) Bloglar sıradan insanlara da kendi köşelerinde yazma imkânı tanıyor. Ben de dergimizin blog’undan esinlenerek kendime bir blog hesabı açtım. ( http://hhatir.blogspot.com ) Burada başımdan geçen ilginç olayları, çeşitli konulardaki düşüncelerimi, arkadaşlarımı, kısaca aklıma gelen her şeyi yazmayı planlıy...

Kavramlara yabancılaşmak

"Bilişim" sözcüğü ne kadar sık kullanılıyor... Bu kavrama bir özne yakıştırması yapılarak toplumların yaşama alışkanlıklarını değiştiren teknolojilere atıfta bulunuluyor. Bunda sorun yok... Ama köşedeki bilgisayarcıdan 30 dolara webcam alabilmek de bilişimin gücü olarak gösterildiğinde "durun bakalım" demek istiyorum. Bunun "bilişimin gücü" ile ilgisi yok, rekabet nedeniyle webcam fiyatları ucuzladı, o kadar! Bu kadar sık rastladığım bir sözcüğün içeriğine yabancılaşmak kaçınılmaz oluyor. Oysa çok değil, 6 yıl önce bir sertifikasyon programını tamamlamak üzereyken bilişim ordusunun bir neferi olmaya can atıyordum, "bilişim sektöründe çalışıyorum" demenin bir ayrıcalık olduğunu düşünüyordum. Şimdi bu sözcük bana oldukça kirlenmiş bir bilgisayar piyasasını (kaba olacak ama, neredeyse sadece "toplama bilgisayar sektörünü") çağrıştırıyor. Şimdi ise telekomünikasyon yükselen bir değer. Bakalım bu terimin içeriği önümüzdeki on yılda nasıl değ...

Yaz aylarında iki sayı çıkarıyoruz

Daha önce duyurduğumuz halde ulaşamadığımız kişiler olduğu anlaşılıyor, o yüzden burada da yazmaya karar verdim; Tele.com.tr Dergisi'ni Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında iki sayı yayınlayacağız. Temmuz ve Ağustos aylarının tatil için tercih edilmesi, tüm sektörlerde durgunluk yaratırken haber akışını yavaşlatıyor, ulaşmak istediğiniz insanları bulamamanıza, ve doğal olarak reklam girdilerinin de azalmasına yol açıyor. Ama elbette tatil rehavetine girecek değiliz. Yay-sat raporları, sözkonusu aylarda dergi satışlarının büyük şehirlerde düşerken tatil bölgelerinde arttığını gösteriyor. Biz de deniz kenarında, dağ tatilinde ya da kampta okunması zevkli dopdolu bir içerikle 15 Haziran ve 15 Temmuz'da dergimizi yayınlayıp, ince bir planlamayla dağıtımı tüm tatil bölgelerine yönlendireceğiz.

MİT talimatına gerek yok, Türk Telekom memuru istediğini dinleyebilir.

Türk Telekom'un hâlâ beni şaşırtabildiğini yazalı 24 saat geçmedi. Bugünkü hikâye gerçekten şok edici. Vatan Gazetesi'nin ortaya çıkardığı ülke çapındaki iletişim bilgilerinin kaydedilmesi skandalı gündeme damga vurmuştu. Oysa MİT'e kadar gitmeye gerek yok... Bağlı bulunduğunuz santraldeki Türk Telekom çalışanları bu konuda yeterince yetkin. Eşim az önce bir arkadaşıyla telefonda konuşuyordu. Birden bir kahkaha koparıp telefonu kapattı. Ne olduğunu sordum. Konuşurken araya bir erkek sesi girip "Pardon hanımefendi, araya giremedim, arızalı olan telefonunuz bu muydu?" diye sormuş. Eşimin arkadaşının evinde iki telefon hattı var ve biri için arıza kaydı vermiş. Kendisine ulaşılabilecek telefon numarası olarak da, eşimle konuştuğu numarayı kaydetmiş. Türk Telekom çalışanı bu hatta girerek (ne kadar süre dinledi bilmiyoruz) diyaloğun bitmediğini görünce araya girmek "zorunda kalmış". İşte size iletişim özgürlüğünüzün olup olmamasının kimin inisiyatifinde ol...

Türk Telekom'un rastgele hizmet anlayışı

Türk Telekom'un uygulamaları "hâlâ" beni şaşırtabiliyor. ADSL hattımızın hızını 1 MBit'ten 2 MBit'e çıkarmak için ADSL çağrı merkezi numarası olan 444 0 375'i aradım. Türk Telekom çağrı merkezi numarası olan 444 1 444'ü aramam gerektiği söylendi. Bu numarada karşıma çıkan operatöre hız arttırımı için ne yapmam gerektiğini sordum. Bu tür başvuruların genelde dilekçe ile "ilgili birime arz edilerek" yapıldığını bildiğim için hazırlıklıydım. Ama başvuruyu İnternet üzerinden de yapabileceğimi öğrenerek sevindim. Bunun üzerine Türk Telekom web sitesinde ilgili başvuru formunu doldurup beklemeye başladım. İki gün sonra herhangi bir haber çıkmayınca 444 1 444'ü arayarak durumu sormaya karar verdim. Bu kez tersini yaparak 444 1 375'i aramam gerektiğini söylediler. Karşıma çıkan operatör başvurunun durumunu öğrenebilmem için şirket bilgilerini istedi. Şirket unvanı, vergi dairesi ve numarasını verdim, ancak ticaret sicil numarasını bilmediğim için...

Köpek mevzuatı ve bir fıkra

Resim
Kamu, özelleştirme yanlılarına argüman sağlamak konusunda oldukça cömert davranıyor. Toplumsal kaynakların verimsiz kullanımı, maalesef kamunun karakteristik özelliği haline gelmiş durumda. Öyle ki, "arpalık" sözcüğü kanıksanan bir terim halini aldı. Kurumların birer birer verimli olmasının, kapitalizmin verimsizliğini gölgelememesi gerektiğini savunan sosyalistlerin işini zorlaştıran bir durum bu... Resimdeki yazışmanın anlamsızlığı ise ideolojiden bağımsız olarak kabul görür diye umuyorum. Metni büyütmek için üzerine tıklayın. Bu konuyla ilgili bir fıkra (olduğunu umduğum bir metin) de Murat Büke'den: Meclis Genel Kurul Salonu'nun giriş kapısının tamiri gerekiyormuş. Konuyla ilgili bürokrat, iki ayrı firmadan marangoz davet ederek kapıyı göstermiş ve fiyat istemiş. Birinci marangoz: "500 milyon liraya olur bu iş" demiş. "200 milyon malzeme, 200 milyon isçilik, 100 milyon da kâr. Bürokrat ikinci marangoza dönmüş. "Siz aynı tamiri kaça yaparsınız?...

Teknolojik mutluluk

Resim
Teknolojik gelişmeler üzerine çok net bir görüşüm var; insanlar kullandıkları teknolojiyi gerçek hayatlarına faydalı bir şekilde taşıyamıyorlarsa bunun gerçek bir gelişme olmadığı fikrindeyim. Örneğin günümüzde yeni çıkan birçok cep telefonu çok fazla olanak sağlıyor kullanıcılara. Yeni nesil bu telefonlarda bulunan bluetooth sayesinde iki cihaz arasında iletişim kurmak mümkün. Ya da farklı bir cihazla bağlantıya geçip o cihazi internete bağlamak, mail senkronizasyonu yapmak da mümkün. Ancak düşünüldüğünde bu teknolojiyi faydalı bir şekilde kaçımız kullanıyoruz? Kaçımız satın alırken fiyat arttıran bu özellikleri daha sonra kullanıp faydalı birşeyler üretiyoruz. Bence bu oran oldukça düşük seviyelerde. Çok kişi bluetooth bağlantılarını açıp iki telefonun bir şekilde birbirlerini görmesinden mutlu oluyorlar ancak bu tamamen kısır bir kullanım halini alıyor. Teknolojinin gerçek anlamda insanı mutlu ettiğine şahit olduğum iki örneği sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir tanesi kendimin bir di...

Neyi arayıp bize ulaşıyorlar?

Tele.com.tr web sitesinin ziyaretçi istatistiklerini takip ederken bazı ilginç anahtar kelimeler gözüme takıldı... İnsanlar şu sözcükleri arayıp, gelen sonuçlar arasından Tele.com.tr'yi tıklamayı seçmiş: türk telekomda çalışanların durumu 2005 , türk telekomdan ADSL nasıl alınır , adsl internet hattı kopuyor bağlanıyor , 01.04.2005 Tarihli Resmi Gazete oku com tr , turk telekomun sahibi koc sirketi mi , adsl 3 gb kaç saat , adsl download hizi neden yavaş

Blog'ların geleceği nedir?

Resim
Geçtiğimiz hafta Marketing Türkiye Dergisi'ne verdiğim röportajda Blog'ların geleceği ile ilgili bir soruda epey bocaladım. İnternet yayıncılığının gazeteleri nasıl etkileyeceği ile ilgili olumsuz öngörülerin nasıl boşa çıktığından bahsettim. Blog'ların, İnternet yayıncılığının teknik donanımına sahip olmasa bile bir web sayfasındaki formları doldurabilen herkesin bir "bilgi kaynağı" olma iddiasıyla ortaya çıkması "tehlikesi"ni ortaya çıkardığını söyledim. Bunun engellenmesi gereken bir süreç olduğunu asla düşünmüyorum. Ama okurların İnternet'in doğası gereği zaten ihtiyaç duyulan "doğru ile yanlış bilgiyi ayırt edebilme" yetisinin çok daha gelişmesi gerekeceğini düşünüyorum. Röportajı derginin Blog'ları kapak konusu yapacak olan 15 Haziran'da yayınlanacak sayısında okuyabilirsiniz.

Yaptığımız işin zorluğu...

Herkese göre reklamcılık kolay bir iş gibi görünse de aslında öyle değildir. Bir firmayı dergiye dahil edebilmek için yaklaşık olarak 3 hafta uğraşıyorsunuz. İlk telefon açtığınızda işin tanışma faslı geçiyor kendinizi ve derginizi tanıtıyorsunuz. Daha sonra firma yetkilisi “tamam hanımefendi bu konuyu değerlendirmeye alacağız” diyor. Daha sonraki bir çok görüşmede aynen şu cevabı alıyorsunuz: (bu görüşme sayısı da yaklaşık olarak 10-15 defa oluyor) "Genel müdürümüzden yanıt bekliyoruz"... Bu yanıttan sonra biz bir daha arıyoruz ve firma yetkilisi bıkkın bir şekilde “hanımefendi genel müdürümden yanıt bekliyorum, derginize reklam vermek istersek sizinle irtibata geçeriz merak etmeyin” diyor. Sonra da bıkkın bir bekleme zamanı geçiriyorsunuz. Derginizin çıkmasına 10 gün kala tekrar arıyorsunuz, bu sefer de “ben daha yanıt alamadım sanırım diğer sayınıza kalacağız” diyor. Siz de doğal olarak hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Burada sorun reklam verip vermemeniz değil buradaki sorun...

Nasıl 950 Euro (+ KDV) "tasarruf" ettim?

Resim
Aldığım ikinci el aracın bana yaşattığı deneyimlere önceki bir blogda değinmiştim. Şimdiye kadar kullandığım arabalardan büyük olduğu için boyutlarına hemen alışmam mümkün olmadı. Özellikle dar yerlere park ederken özen gerektiriyor. Bu konuda bir çözüm üretmeye karar verdim. İlk sahibi, arabaya bir TV ve VHS video taktırmış. Belli ki 1999'da videolar hala kullanılıyordu. Televizyondan, park sırasında arabanın arkasını görmek için faydalanabileceğimi düşündüm. Ancak sürüş güvenliğini tehdit etmemesi için televizyon, el frenini indirdiğinizde kendiliğinden kapanıyordu. Daha önce araba dergilerinde "arka görüş kamerası" ilanlarına rastlamıştım. Arayıp hem bu kameranın montajı, hem de kamerayı seyir halinde kullanabilmek için el freni kilidinin iptali için fiyat istedim. Arazi aracı sahiplerinin yaşadığı şok edici deneyimlerden biri daha beni bekliyordu. Muhtemelen sınırsız gelirimin olduğunu varsayan yetkilinin verdiği fiyatlar inanılmazdı! TV kilidinin kaldırılması için 2...

İletişim teknolojileri ve uluslar arası ilişkiler

Geçen sene, üniversiteyi bitirdiğimde dış haberler muhabiri olmayı aklıma koymuştum. Bunun için her türlü adımı atmaya hazırdım. Öyle ki tele.com.tr ekibiyle tanıştığım Cebit fuarında, hem gazeteciliği, hem de kişiliğiyle kendime örnek aldığım Mithat Bereket’i görünce önüne atlayıp birkaç saniyede bir sürü şey söyleyerek kafasını şişirdim. Sağ olsun güler yüzlü davrandı ve kendisini örnek almak da haksız olmadığımı kanıtladı. İşte o günlerde başladı tele.com.tr yolculuğu benim için. İletişim teknolojilerini, uluslar arası ilişkiler mezunu biri için farklı bir alan olarak gördüğüm için tereddütlüydüm ilk başlarda. Üstelik aklımda dış haberler vardı hala. Fakat beş günlük fuar esnasında gördüm ki, dünya farklı bir yöne doğru gidiyor ve bazı şeyleri birbirinden ayırmak, parça parça incelemek mümkün değil. Bahsetmek istediğim şeyin en somut ifadesi, 2004 Eylül sayımızın kapak konusu olan 11 Eylül terörü ve iletişim teknolojileri başlığında kendini gösterdi bana. Daha sonra izlediğimiz yayı...

Müşteri memnuniyeti anlayışının sonu yok!

Turkcell'le ilgili benzer bir örneğe daha önce de yer vermiştim. Bu gibi "müşteri memnuniyeti" hikayelerinin paylaşılması gerektiğini düşünüyorum. Genelde eleştirmek için bolca çaba harcarken, aynı enerjiyi övgü için sergilemiyoruz çünkü.... Arabamdaki araç kitinde kulllandığım cep telefonuyla günlük kullanım için tercih ettiğim telefon farklı. Her ikisinde de aynı numarayı kullanabilmek için bir Turkcell Extra'ya giderek ikinci bir sim kart istediğimi söyledim. Yalnızca telefon numaramı vermem yeterli oldu, aynı numaraya sahip iki yeni sim kart bir dakika içinde hazırlandı. Turkcell Extra yetkilisi, "first class" kullanıcı olduğum için bedel talep etmeyeceklerini söyledi. Böylece first class hizmeti nedeniyle yaşadığım sevindirici deneyimlere bir yenisi eklendi. Teşekkür ederek oradan ayrıldım. Az önce bir sms aldım. İçeriği şöyle: "Turkcell bayisinden aldığınız hizmetten memnun musunuz? Memnunsanız 1, memnun değilseniz 2, kararsızsanız 3 yazıp gönder...

Tele.com.tr Blog'unda yeni yayın politikamızın ilk ürünü

Resim
Şu yazımda belirttiğim gibi, hayatımın pek çok yöneticininkinden çok daha az merak edilmekte olduğunun farkındayım. Ama hiç tanımadığımız insanların hayatını sergileyen programların ne kadar çok izlendiğini de biliyorum. Bu yüzden, belki de sık takip edilen bir blog'un sırrı, gerçekten Patronlar neden blog yaparlar – ve neden bu ekonomik olarak değersizdir? yazısında önerildiği gibi, "gizli şirket reklamı" olarak algılanan şeyleri yazmaktansa, çok daha kişisel şeylerden bahsetmektir. Peki amaç nasıl olursa olsun daha fazla okunmak mı? Evet, neden olmasın? Bir süre önce, 1999 model bir Range Rover aldım. Bu aracın ABD'deki ikinci el fiyatı benim ödediğimin yaklaşık dörtte biri kadar. Bu yüzden orada bu aracı kullanmak yalnızca "SUV" adı verilen türü tercih ettiğinizi gösterirken ( ABD'de satılan araçların yarısından fazlası bu kategoride ), ülkemizde zenginlik göstergesi olarak yorumlanıyor. (Benim bu aracı neden tercih ettiğime sonraki bir blogda deği...